GÜNCEL, SLIDESHOW

O Ses Türkiye’den bir pazarlama dersi

Çok fazla televizyon seyretmekten hoşlandığımı söyleyemeyeceğim ama sezon boyunca insanların sosyal medyada konuşmaktan bıkmadığı O Ses Türkiye yarışması gibi fenomen haline gelmiş programları özellikle seyrediyorum çünkü Türk halkının satın alma kodları hakkında çok değerli bilgiler sağlayabiliyorlar. Bu açıdan bakıldığında Acun Ilıcalı’yı tebrik etmek gerek, zira Türk halkının DNA’sını çok iyi çözdüğü anlaşılıyor. Halk neyi sever, ne ister, kimi destekler konusunda mükemmel öngörüleri var. Ben şahsen Athena’yı dinlediğim için Gökhan’ı önceden de severdim. Bunda rock müziği ve ska’yı sevmemin büyük rolü var ancak yarışmada jüri üyesi olana kadar kişiliği hakkında bir fikrim yoktu doğrusu. İlk gördüğümde açıkça küpeli, dövmeli, oldukça marjinal bir giyim ve hatta konuşma tarzı olan birisinin jüri olarak seçilmiş olmasına şaşırmadım desem yalan olur. Ancak samimi söylüyorum pazarlama konusunda markaların yerinde olsam Acun’dan danışmanlık alırım, zira ilk bakışta Türk halkının hoşlanmayacağını düşünebileceğiniz bir insanın onların kalbini çalabileceğini ilk o anladı.

Türk insanı hakkında tevazu ve samimiyeti sevdiği konusunda bir öngörüm vardı açıkçası, nitekim birinci olan Hasan dahil tüm finalistler hemen hemen aynı özellikleri taşıyordu. Hasan ise ayrı bir hikaye, opera eğitimi aldıktan sonra Türkiye’deki yoğun opera sevgisinden nasibini alıp babasının restoranında çorba satma hikayesi eğer şöhreti devam ederse her zaman ilgi çekici bir hikaye olarak dinlenecektir. Ancak bu duyguların marjinal bir tavır sergileyen kişiler için dahi hissedilebileceğini düşünememiştim. Açıkçası Gökhan gibi Türk milletinin varsayılan değerleriyle uyumsuz gibi gözüken (aslında dürüstlük, samimiyet, kalbini koyma, alçakgönüllülük gibi yüksek erdemleri taşıdığını sonradan anladığımız) bir kişinin de nasıl kucaklanabileceğini görmüş olduk. Bu pazarlama anlamında oldukça önemli bir ders aslında; Türkiye’ye giren yabancı bir marka bile olsanız izlemeniz gereken iletişim kodlarını size gösteriyor. Programda beni etkileyen şey Gökhan’ın samimiyetinin yarışmacılara aynen geçmesiydi. Bu da benim için müthiş bir iletişim dersiydi aslında. Her yarışmacı elendiğinde eleyen jüri üyesine gönül koyarken, Gökhan’ın yarışmacılarının finalde bir araya gelip ona kendi şarkısından bir klip çekmeleri, o klipte müthiş bir enerjiyle sevgi gösterileri (ki stüdyoda da devam etti bu sevgi seli) samimiyet, iyi niyet ve alçakgönüllüğün nasıl kucaklandığını gösteren çok önemli bir dersti.

Şimdi baktığımda görüyorum ki, gerek Acun’un müthiş öngörüsü ve sağduyusu ile yaptığı seçimlere olan seyirci tepkisi gerekse Gökhan’ın patlaması bize Türk milletinin satın alma kodları hakkında çok ilginç veriler sağlıyor. Ancak beni hayal kırıklığına uğratan bir analiz de yapmadan geçemeyeceğim; Gökhan’ın TV’de bir kez bile seslendirmediği dini inançları ve ibadeti konusunda, aşırı popülaritenin bir yol kazası olarak, abdest alırken çekilen fotoğraflarının basına yansımasından sonra, dövmesi olanların abdesti geçerli olur mu sığlığında yapılan tartışmalar bana aynı zamanda Türkiye’de iki farklı kitleden bahsettiğimizi bir kez daha gösterdi. Bu iki kitlenin dünya görüşleri ve olaylara bakış açısı da çok farklı. Samimiyet, iyi niyet ve dürüstlüğü ile insanların kalbine girdiği düşünülen bir kişi hakkında onu rol model alarak bazı mesajları iletme ve bu davranışları yaygınlaştırma şansı varken bunu yapmayıp dövmeden abdest geçermi tartışmasını yürütmek bende din, inanç ve iyi ahlak gibi konuları ciddi şekilde sorgulama düşüncesini tetikliyor. Bu tartışmalar, herşeyin esasının insanı insan yapan iyi nitelikler olduğu varsayımının pek de geçerli olmadığını ve herşeye rağmen şekli özün önüne koyanların olduğunu bir kez daha görmemi sağladı. Buradan pazarlama için çıkarılacak ders ise; kitle konusunda genel varsayımlar yapmanın her zaman doğru olmayabileceği… en iyi özelliklerin bile karşısında bir blok oluşması mümkün, dolayısıyla kitleyi bir bütün olarak görmek hatalı (Türk halkı şunu sever gibi bir genellemenin doğruluk şansı zayıf), kitle aslında farklı ve küçük alt gruplardan oluşuyor.

Yüksek rating alan programlarda hemen hemen benzer bir şablon izleniyor; önce program yoğun tepkiler alıyor (aynen Muhteşem Yüzyıl’da olduğu gibi) daha sonra kitle alışıyor ve hatta benimsiyor. Final anında neredeyse 10-15 saniyede bir 20 mesajlık tweet paketleri akıyordu sosyal medyada. Birinci açıklanmadan çok önce oradaki izlenimlerimden Hasan’ın açık farkla birinci olacağını anlamıştım. Bu da bir diğer ders; sosyal medya geniş kitlelerin eğilimini tutmanızı sağlıyor. Bugünkü sosyal medya gündeminin ertesi gün siyasal partilerin açıklamalarına konu teşkil ettiğini herkes görebilir. Hatta ben mualefet partilerine twitter partileri diyorum. Dolayısıyla günümüz markaları için sosyal medyada olmak, olanları izlemek ve tepkileri takip etmek çok önemli bir avantaj sağlamaktadır. Hele bir de izleyicileriniz ile interaktif bir iletişim kurup onların görüşlerini işinize yansıtabiliyorsanız marka algınızı kısa sürede yükseltmeniz mümkün. Programın kurgusu, jüri üyelerinin danışıklı dövüşleri, yarışmacı ve jüri üyelerinin seçimi, yarışmalarda tempoyu yükseltmeye yönelik düzenlemeler ve hatta insanların bayıldığı VTR’ler (Gökhan için yapılan zaten sosyal medya fenomeni oldu) Acun Ilıcalı’nın televizyonculuğu bir yana pazarlama işini çok iyi bildiğini gösteriyor. Geçen gün evime gelen bir arkadaşım Esra Erol ile evlen benimle programını izlediğimi görünce benimle dalga geçmişti… nedeni aynı! Türkiye’de pazarlamada başarılı olmak istiyorsanız Türk halkının kodlarını çözmeniz gerekiyor, popüler TV programları bunun için büyük fırsat.

Bir Cevap Yazın