GÜNCEL

Tanıdık hikaye; bol kaynak, balon, duraklama ve çöküş…

Aslında herşey öngörülebilir bir olaylar dizisini izledi. Ülkeye akan yurtdışı kaynaklar sayesinde faiz oranları hızla aşağıya inmişti ve uzun süre de böyle kalacağı bekleniyordu. Bankalar ve şirketler delicesine borçlandılar, sanki risk kelimesini unutmuşlardı. Kaynak bu derece bol olunca herkes bir borçlanma hezeyanına kapılmıştı, yalnızca şirketler değil bireyler bile. Hükümet ve düzenleyici otoriteler ise kaynak bolluğunun verdiği sarhoşlukla gözlerinin önündeki gelişmelere müdahale edemediler. Varlık fiyatları yükselmeye başladığında fırsatı kaçırmak istemeyen bankalar daha fazla kredi açmaya başladılar. Böylece satın alınan her varlık daha fazla yatırım ve daha fazla borçlanma için teminat olarak kullanılabiliyordu. Daha fazla borçlanma ve fiyat artışı yavaş yavaş bir balon oluşturmaya başlamıştı. Gayrimenkul geliştirme şirketleri sayısız konut siteleri inşa ederken spekülatörlerde bunları kapışıyordu. Bankalar bunlar için açtıkları kredilerden doğan ipotekleri finansal araçların içine paketliyorlardı.

Tam bu noktada bu yükselişin sürekli olacağını iddia edenler sahneye fırlamaya başlamıştı. Artık eski anıların tekrarlamayacağını söylüyorlar ve bu yükselişin ebedi karlar sağlayacağını iddia ediyorlardı. Ve bu çığırtkanların ortaya çıkışı işlerin kontrolden çıkmaya başladığının da işaretiydi. Konut balonu, konutun her zaman güvenli bir liman olduğunu söyleyen sağ duyudan yoksun kişilerin asla kabul etmediği bir şeydi. Bu kalabalığın sesi çok gür çıksa da bir grup dik kafalı realist biriken zayıflıkları ve riskleri işaret etmeye başlamıştı ama faydası olmadı tabiki.

Tüm balonlar gibi bunun da büyümesi bir noktada durmuştu. Çoğu balonda olduğu gibi sonu bir patlama ile gelmedi. Fiyatlar yatay hareket ediyordu. Piyasanın üzerine garip bir yavaşlama çökmüştü. Balonun destekçileri bunun kısa süreli olduğunu iddia etmeye devam ettiler. Fiyatlar yine yükselecekti. Ama öyle olmadı. Önce bir kaç kurum sonra pek çoğuna bu etki yayıldı. Korku ve belirsizlik piyasaya hakim olurken varlık fiyatları düşmeye ve krediyi veren finans kuruluşlarının durumu kötüleşmeye başladı. Borçlanma miktarları düşmeye ve yatırımcılar hızla daha likit ve güvenli limanlara kaçmaya başladılar. Önce en büyük kurum battı, onu daha birçoğu izledi. Bankacılık sistemi temellerinden sarsılıyor, hızla bir likidite krizi ve ödeme güçlüğüne sürükleniyorlardı…

Korkmayın, bu anlattıklarımız Türkiye’de olmadı… Henüz! Bu hikaye Amerika’nın yaşadığı krize ait. Ama metnin sonuna gelene kadar pek anladığınızı zannetmiyorum, zira global piyasalardaki likidite bolluğunun sağladığı düşük faiz ortamı Türkiye’de de şirketlerin ve bireylerin borçlanmasını delice artırdı. Değerlenen TL sayesinde ithalat ve cari açık fırladı. Herkes borçlanarak ev ve araba aldı. Kısa vadeli harcamaları da uzun vadeli yatırımları da sıcak paradan finanse eder hale geldi ülke. Gelen parayı katma değerli yatırımlara dönüştüreceğimize her dağa taşa apartman diktik, üstelik gayrimenkulü ekonominin motoru gibi gördü hükümet. Ama gelişmiş ekonomilerin toparlanması ve parasal genişlemenin sona ermesi yatırımcılarda gelişmiş ülkelerde faiz artışı olacağı beklentisi yarattığı için sıcak para Türkiye’den hızla kaçmaya başladı. Gayrimenkul talebi de cari açıkla finanse edildiği için artık krediler çok daha sınırlı olacaktır. Dövizi kontrol altına almak için faizlerin artırılmasının kredilerde ve talepte yaratacağı olumsuzluğu söylemiyorum bile. Sonuç olarak şimdilik görünen daralan bir ekonomi, yüksek enflasyon ve yüksek faiz dönemine girmekte olduğumuz. Bunun ilk etkisi paranın reel faize kayacağıdır ancak enflasyonist beklentiler uzun döneme yayılacak olursa yatırımcılar gayrimenkul ve altın gibi reel varlıklara yönelebilir. Şimdilik borçlanma ve inşaata dayalı kalkınma modelinin patladığını söylemekle yetinelim, zira borçlandığınızda hem borç faizini ödeyecek hem de milli gelirinizi artıracak yatırımlar yapmanız gerekir ki uzun dönemde cari açık akıllı bir amaçla yaratılmış olsun. Bizim yaptığımız ise bu parayı betona gömmek oldu.

Bir Cevap Yazın