GÜNCEL

Ayağından zincire vurulmuş yavru bir fil misin?

Hepimizin başına yaşamımız boyunca çeşitli başarısızlıklar geliyor, bunlarla yüzleşme tarzımız bizim hayattaki başarımızı ve mutluluğumuzu belirliyor. Kimleri her şeyden kendini sorumlu tutarak depresyona giriyor, kimileri de dünya yıkılsa umurunda değil. Olumsuz giden her şeyden kendilerini sorumlu tutanlar sabah iş yerine geldiklerinde koridorda müdürleri yanlarından somurtarak geçince, “Eyvah neyi yanlış yaptım acaba? Bu ay kotaları da tutturamadım ondan mı ki? İşim güvencede mi?” diye düşünenler… Bu tip insanların öğrenilmiş çaresizliğe kurban gitmeleri çok kolay oluyor. Nedir öğrenilmiş çaresizlik? Size Hindistan’daki fil yetiştiricilerinin hikayesiyle anlatayım bunu; yavru filleri eğitmek için kulübelerinin kapısına ayağından zincirliyorlar. Tabi yavru fil bir kaç deneme yapıp sonrasında çaresizce kaderine razı oluyor. Yıllar geçip de yetişkin bir fil olduğunda da bu teslimiyet devam ediyor, kulübeyi peşinden sürükleyebilecek cüssede olan fil bunu asla denemiyor, zira artık başarısızlığı ve çaresizliği öğrenmiştir. Bu yapıdaki kişiler çok kolay demoralize oluyor ve başarısızlığa uğradıklarında kendilerini suçluyorlar. Tekrar denemek ve mücadele etmek için gereken gücü içlerinde bulamıyorlar. Düşük motivasyonlu, bezgin ve en kötüsü yenilgiyi kabullenmiş ve buna alışmış insanların başarısızlığa ve mutsuzluğa sürüklenmeleri kaçınılmaz oluyor. Halbuki koridorda kendilerine somurtan müdürün sabah köpeği ölmüş olabilir veya karısıyla kavga etmiştir, hayatta olumsuz giden her şey bizim suçumuz olamaz ki…

Olumsuz giden şeylerin kendi suçu olmadığını düşünen diğer grup ise aslında yelpazenin bir diğer ucudur. Evet, olumsuzlukların tamamı sizin suçunuz olamaz ama sizin de bir payınız yok mu? Bu gruptaki insanlar kendilerini kolaylıkla toparlayabiliyor ve depresyona girmiyorlar ancak bu hissiyat abartıldığında kişiyi sorumsuzluk hissine götürüyor. İyi ama son kaçırdığınız satışı bir analiz ettiniz mi? Neleri yanlış yaptınız? Neleri düzeltebilirsiniz? “Gelecek maça bakacağız artık” kolay bir toparlanma söylemidir ama gelecek maça nasıl bakacaksınız? Bugün Y kuşağında biraz abartılı olduğu değerlendirilen özgüven, eğer altı boşsa sizi çok zor durumlara sokabilir. Popüler kültürde “Sen yaparsın! İçindeki güç her şeye yeter! Sen iyisin! Sen her şeyin en iyisini hakkediyorsun” söylemleri özellikle bu gruptan kişileri kolayca içi boş bir özgüven ve sorumsuzluk noktasına sürükleyebiliyor. Oysa yenilgilerden çıkışın yolu “Ben yaparım” değil “Ben bunu nasıl yaparım?” veya “Yapabilir miyim?” yaklaşımlarıdır, zira “Ben yaparım” nasıl yapacağınızın belli olmadığı bir boş özgüven gösterisidir. Oysa “Nasıl yaparım?” yaklaşımı, yapabilmek için gereken araç ve yöntemleri de ortaya koymanızı gerektirir. Nitekim bu ikinci yaklaşımı benimseyenlerin ilkini benimseyenlere göre %50 oranında daha etkili sonuçlar aldıkları tespit edilmiştir.

Yelpazenin her iki ucu da kişileri başarısızlığa sürükleyebilir. Peki, bunun ideal dengesi nasıl olmalıdır? Psikologlar bunun için 3’e 1 oranını öneriyorlar; yani evet her 3 başarısızlıkta sizin bir rolünüz olmayabilir, dışsal faktörler belirleyici olmuş olabilir ancak bir tanesi kesinlikle sizin hatanızdır ve onu düzeltmeniz veya geliştirmeniz gerekecektir. Bu kişiyi dengeli bir ruh hali içinde tutacak ve sorumsuzluk noktasına sürüklemeyecektir. Siz hangi gruptansınız? işte size küçük bir test… Havaalanında uçağınızı yakalamak için koşturuyorsunuz. Tam uçağın kapısından girerken cüzdanınızı düşürmüş olduğunuzu fark ediyorsunuz. Neler geçer aklınızdan?

a) Ne kadar aptalım, bir cüzdanıma sahip çıkamadım, ne yapacağım ben şimdi?

b) Ne yapabilirim, uçağı yakalamaya çalışıyordum, olur böyle şeyler. Birini arar biraz para isterim.

Cevabınıza göre mutlu ve başarılı olmak için izlemeniz gereken yöntemi de belirleyeceksiniz. Sorumluluklarınızı almalısınız ancak bu dünyayı omuzlarınızda taşımalısınız anlamına gelmiyor. Başarılı ve mutlu bir hayat dilerim.

Bir Cevap Yazın