Yeni Makaleler

Aklımızı başımıza almalıyız! Türkiye paranın gidebileceği yegane ülke değil.

Her seçim veya referandum sonrasında piyasalarla ilgili bir beklenti yazısı kaleme almak adettendir. Pazar günü referandumu tamamladığımıza göre şimdi ekonomik beklentilere odaklanabiliriz demeyi çok isterdim ama görünen o ki Türkiye ortaya çıkan sonuçla siyasetin yine gündemde olacağı ve temel reformların başka bahara kalacağı bir döneme giriyor. Öncelikle her nekadar referandum sonucunda evet oyu çıksa da Yüksek Seçim Kurulunun kararının daha çok tartışılacağını ve seçim sonucunun Cumhurbaşkanına dilediği güç gösterisini sergileme imkanı vermediğini söylemeliyiz. Her iki vatandaştan birisinin reddettiği bir yönetim değişikliği Türkiye için sürdürülebilir değildir. Üstelik başkanlık için asıl tarihin 2019 olduğu düşünülürse muhalefetin Cumhurbaşkanını yıpratma ve yaklaşan seçimde avantaj sağlama çabası gündeme oturacaktır. Son beş seçimdir ülke ekonomisi aşırı yoruldu. Türkiye düşük büyüme oranlarına çakılı kaldı, dış açığımızın finansmanında zorlanıyoruz ve uluslararası piyasalarda bol para devri kapanıyor gibi gözüküyor. Türkiye dış finansmanla büyüyenler arasında en kırılgan olarak görülen ülke. Bu nedenle özellikle son bir yılda Türk lirası olağanüstü bir erozyona uğradı. Yapısal reformların bir türlü yapılamaması yabancı borç vericilerin değerlendirmelerini olumsuz etkiliyor. Türkiye yatırım yapılabilir ülke kategorisinden çıktığından beri işler daha da zorlaştı. Üstelik siyasi söylemler ana pazarımız ve borç kaynağımız olan Avrupa ile ilişkilerimizi bozdu. Amerika ile aramız ise uzun süredir limoni.

Ekonomi de maliyet enflasyonu katılaşma eğilimi gösteriyor, bunun da ana sebebi kur artışları. Hem siyasi kararlar hem de çevremizdeki savaş durumu ihracaat ve turizm gibi gelir kalemlerimizi erozyona uğrattı, sanayi ise iç talep yetersizliği nedeniyle büyüyemiyor. Bunun sonucu ancak nüfus artışının biraz üzerinde büyübilen bir Türkiye. Oysa bizim genç bir nüfusumuz var ve onlara iş yaratmak zorundayız. Genç işsizliği oranı %25’lere ulaştı, genel işsizlik ise %11 civarında ve hala düşürülemiyor. Tüm bu tabloya dış ilişkilerimizdeki feci tabloyu eklemeliyiz. Sanırım Azerbaycan ve birkaç siyaseten etkisiz Arap devleti dışında Türkiye’nin yanında kimse yok. Medeni dünya Türkiye’ye ültümatom veriyor, insan hakları uygulamalarını ve demokrasi eksikliğini eleştiriyor. Artık Avrupa Birliği vizyonunun ortadan kalktığını herkes kabul ediyor. Ülkenin en az yarısı Türkiyenin Arap dünyasına kaymasından ve dine dayalı tercihlerin etkisinin artmasından endişeli. Bu nedenle milliyetçi sağ, demokratik sol ve kürt hareketi mevcut Cumhurbaşkanına karşı blok oluşturmaya çalışıyor. Referandum sonucu ile bu gidişatı birlikte okuyacak olursak 2019’dan bile önce bir erken seçim gündeme gelebilir. Görünen o ki AKP başta büyük şehirler olmak üzere ülke çapında kan kaybediyor. Ekonomik sıkıntılar halkı sıkıştırırken sürekli iç siyaset kavgası ve komşularla olan gerginlikler insanları bıktırdı. Halk ekonomik olarak refaha kavuşmak ve huzur istiyor oysa son beş yıl nerdeyse herkesle kavga ederek harcandı.

Türkiyenin konjonktürel şansı olan bol ve ucuz para dönemi FED politikaları nedeniyle bitme yolunda. Hemen değil ama yakın gelecekde Türkiyedeki faiz ve döviz hareketleri için Amerikan ekonomisi önemli bir belirleyici olacak. Tabi burada Trump’un dengesizliklerini ve ülkede yarattığı karmaşayı da unutmamalıyız. Üstelik Kuzey Kore gibi piyango bir takım olumsuz gelişmeler de eksik değil. Yeni bir cephe hem Amerika hem dünya ekonomisi için bir felaket demek. Bizde ise Suriye ve Suriyeliler hem siyasi hem de ekonomik bir risk kaynağı olmaya devam ediyor. Artık AB ülkelerini göçle tehdit etmek de işe yaramıyor görünüyor. Hele referandum sonrası idam da yeniden yasalaşırsa Türkiye siyaseten Avrupadan dışlanacaktır. Görünen o ki Asvrupa ve Amerika normalleşme görüntüsü altında Türkiyeyi siyaseten ve ekonomik olarak sıkıştırmaya devam edecekler. Türkiyenin yeterli gücü olmadığı halde Ortadoğuda etkili olma hayali siyaseten ve ekonomik olarak son derece maliyetli oldu. Beş yıldır ekonomi yerinde çakıldı ama elimize geçen herhangi bir fayda yok. Buna içerde PKK ve FETÖ ile mücadelenin sürekli artan maliyetini de eklersek bütçedeki bozulmanın ve dış finansman açığının %4’lere gelmesinin nedeni anlaşılabilir. Bunlar yetmezmiş gibi her sene bir seçim yapıyoruz ve o yılı seçim ekonomisine kurban ediyoruz. Halkın kabaca üç katılaşmış parçaya bölünmüş olması ve her seçimde bunun derinleşmesi de cabası. Tüm bunlara yarıdan fazlası uzaklaştırılmış ordu, yargı ve polisteki yıpranmışlığı ve demoralizasyonu da ekleyebiliriz. Ülke ekonomik ve siyasi temellerinden çatırdıyor. Siyaseten hızla bir normalleşmeye ve laik cumhuriyet ayarlarına dönmemiz şart. Aksi halde  AKP ile laik kesim ve kürtler arasında ayrışmanın çok daha ileri noktalara taşınmasını bekleyebiliriz. Bugün ne yazıkki ülkenin yakın gelecekte üçe bölüneceği tahminini açıkça seslendirenler var.

Ekonomik olarak da bekleyecek zaman yok. Türkiye büyüyemediği için ve yaşadığı gerilimler nedeniyle parasal gücünü kaybediyor. Bu da kur artışı, enflasyon ve düşük büyüme olarak tezahür ediyor. Rekabetçi sanayi üretimine geçemiyoruz. Buna geçebilecek bir altyapımız yok, eğitim sistemimiz dünyada son sıralarda geliyor. AKP’nin imam hatip modelinin modern dünyanın teknoloji ve bilim bazlı eğitim ihtiyacına hitap etmesi sözkonusu değil. Acilen eğitim sistemi fen bilimleri, matematik, yabancı dil, teknoloji ve bilgisayar bilimleri ağırlıklı olarak reforma tabi tutulmalı. Türkiyenin daha fazla imama değil yazılımcıya, bilim adamına, öğretmene ve mühendise ihtiyacı var. Üniversitelerimiz dünya standardına göre lise bile sayılmaz. Sayısal olarak çoklar kalite olarak ise yoklar. Mesleki eğitim diye bir şey yok, ara eleman yetiştiremiyoruz. Bu nedenle hem ilsizlik var hem de sanayi sürekli kalifiye eleman arayışında. İnşaata dayalı büyüme modeli istihdam deposu ve diğer üretim kollarının tetikleyicisi olarak düşünülüyor ama günümüz dünyasında katma değersiz üretimin rekabet gücü yok. Acilen sanayi ve teknoloji reformuna ihtiyacımız var. Bugün ülke buğdayı ve ineği dahi yurtdışından ithal eder hale geldi buna rağmen bizim ihraç ettiğimiz ürünler ise yine ithalat girdisine bağımlı. Türkiye’nin temelde bir ekonomik vizyon sorunu var. Dünya sürücüsüz arabaya geçmek üzere biz ise hala elektrikli araba üretme fazını bile yakalayabilmiş değiliz. Bizimle aynı dönemde aynı koşullarla başlayan Güney Kore bugün gelişmiş ülkeler kategorisine geçti biz ise hala “gelişmekte olan” ülkeyiz.

Yapılması gereken ilk şey eğitim sistemimizi reforma tabi tutmak. Test şıklarını dolduran bir gençlikle dünyayla rekabet etmemiz mümkün değil. Bizde sistemi tasarlayanlar ise Darwin’in evrim teorisini müfredattan çıkarmayı reform zannediyorlar. Son 10-15 yılda yetişen kuşaklar maalesef dünya rekabeti açısından bizim kayıp kuşaklarımızdır. İkinci olarak hemen bir sanayi gelişimi programı hazırlamalı ve kritik sektörleri belirleyerek onlara yüklenmeliyiz. İnşaat ve tekstil gibi düşük katma değerli sektörlerle ancak kalabalıklara ekmek verilir ama hiçbir zaman pasta yiyemezler. Finansal piyasalara entegrasyonun bina dikmekle olmayacağını, finansal sistemin şeffaflık, hukuk, denetlenebilirlik gibi evrensel nitelikleri arayacağını ve bunlar olmadan ne gayrimenkul ne de finansal piyasaların büyüyemeyeceğini anlamalıyız. Bunları yapmayacak olursak bir süre daha palyatif tedbirlerle bu ekonomi yüzmeye devam eder, orta vadede ise çatırdayarak batar. Büyümemizi finanse eden yurtdışı yatırımcılar şu andan itibaren ülkeyi izlemeye almışlardır. Siyaseten ve ekonomik açıdan neler yapılacağını bir süre gözleyeceklerdir. Aklımızı başımıza alırsak ne ala yoksa dünyada paranın gidebileceği bizden daha akıllıca işler yapan bir sürü ülke var!

Comments Closed

Comments are closed. You will not be able to post a comment in this post.