Yeni Makaleler

Kendini zeki sanan aptalların durumu; Dunning & Kruger sendromu

IMG_4361İnsan zekasının bireyleri ve toplumsal hayatı etkileyen çok önemli bir özelliği var. Zeka, kendi seviyesini algılamakta yetersiz kalabiliyor. Bunun sonucu olarak daha az zeki insanlar kendilerine daha fazla güvenirken, daha zeki olanlar ise kendi zekalarına dahi şüphe içinde yaklaşıyorlar. Bu duruma Cornell Üniversitesinde çalışan iki araştırmacı kendi isimlerini vererek teşhis koydular; Dunning & Kruger sendromu. Bu teşhise yol açan deneyde bir grup öğrenci sınava alındı ve aynı zamanda hem sınav sonuçları değerlendirildi hem de kendilerinden sınavın nasıl geçtiğinin değerlendirilmesi istendi. Sınavı kötü geçenlerin büyük çoğunluğu sınavlarının çok iyi geçtiğini tahmin ederken, sınavı iyi geçenler gerçek durumdan daha kötü geçtiği tahmininde bulundular. Dununning ve Kruger sonuçlara bakarak şu çıkarımda bulundular; düşük zekaya sahip olanlar yalnızca daha az zeki değiller aynı zamanda hangi konuda kötü olduklarını da anlama yeteneğine sahip değillerdi. Beyinleri daha benmerkezci davranıyor ve gerçek koşulları anlamalarını sağlayacak yetileri baskılıyordu.

İşin ilginç yanı kendi sınırlarını ve başkalarının üstünlüklerini tanılayabilmenin kendisi zeka gerektiren bir eylemdir. Yani zeki olmayan birisi aslında zeki olmanın nasıl bir şey olduğunu tanıyamaz. Zeki kişiler de kendileri için kolay olan şeylerin başkaları için de kolay olduğunu düşünmeye eğilimlilerdir. Kendi seviyelerinin bir norm olduğunu düşünürler. Etrafları da kendileri gibi zeki insanlarla çevrili olduğundan bu düşünceleri daha da pekişir. Zeki insanlar yeni şeyler öğrenmeye meraklı olduklarından bilmedikleri ne çok şey olduğunun da farkındadırlar. Dolayısıyla iddiada bulunurken kendilerine güvenleri daha düşüktür. Örneğin Einstein “Çalışmalarımın bu derece takdir edilmesi beni rahatsız ediyor. Kendimi üçkağıtçı gibi hissediyorum” demiştir.

Dunning & Kruger’e göre daha az zeki olanların kendilerinden çok emin hissetmeleri normal insanlar tarafından takdir edilirken (Kendine güvenli insanları güven verici buluruz!), zeki insanların şüpheci ve alçakgönüllü yaklaşımları ise aynı çevrede kendine güvensizlik olarak algılanmaktadır. Bunun sonucu olarak iş ve toplumsal hayatta daha az zekiler ön geçerken, daha zeki insanlar gereken saygıyı görmemekte ve hatta küçümsenebilmektedir. Bu durumu özellikle politikaya atılan kişilerde yakınen izlemek mümkündür. Bu sendromun yansıması ülkelerin en zeki değil en cüretkar kişilerce yönetilmesidir. Bu davranışları basit tartışma ortamlarında dahi izleyebilirsiniz; az zeki insanlar haklı oldukları inancıyla olgular ve mantıksal kanıtların mevcudiyetini dikkate almadan ateşli şekilde savunma yapabilirler. Buna karşın gerçekten üstün başarı gösteren insanlar başarılarını olduğundan daha az değerli görme eğilimindedirler. Modern dünyada bilimsel gerçeklerle sakince tartışan zeki insanlar yerine bilinçsiz kişisel görüşlere sahip az zeki insanların bağırtısı daha fazla işitilir.

90’lı yıllarda Penrod & Cluster yaptıkları çalışmada mahkemelerde kesin ifadelerle tanıklık eden kişilerin ifadelerinin jüri üyelerince daha ikna edici bulunduğunu ortaya koydu (Gerçek duruma uygun olmasa da…) Oysa tanıklığın şeklinin içeriğinden daha önemli olması adalet sistemi için ciddi sonuçlar taşıyabilir. Günümüzde politikacıların gerçek olmayan beyanatlarını büyük bir kendine güven içinde kitlelere tekrarlamalarının sonuçlarını her gün izlemeniz mümkündür. İşlerin başında aklı başında insanların olduğunu düşünmek isteyebiliriz ama gerçekte zeki insanlar sürekli bir şüphe ve sorgulama içindedir, bu da kendilerine güvensiz oldukları şeklinde yorumlandığı için kitlelerin onlara daha az güvenmelerine yolaçmaktadır. Benzer bir durum din konusunda da geçerlidir; Richard Dawkins’in Tanrı Yanılgısı kitabında dünya bilim tarihine geçmiş ve büyük buluşlara imza atmış zeki kişilerin çoğunun Ateist veya en azından Agnostik (Bu inanca göre Tanrının varlığı yada yokluğu kanıtlanamaz, yani basit olarak bilinemez) oldukları belirtilmektedir. Zira bu en zeki beyinler Tanrı inancı gibi bir konuya dahi şüphe içinde yaklaşarak gerçeği sorgulamaktadırlar. Oysa katı şekilde Tanrı inancına sahip muhafazakar kişiler için Tanrının varlığının sorgulanması ve varlığına kanıt aranması düşünülemez bile, buyrukları emirdir ve içeriğinden şüphe duymak cehennem kapılarının açılması için yeterlidir.

Konumuza dönecek olursak zeki insanlara karşı daha az zeki olanların düşmanlık göstermesi dahi sözkonusudur. Örneğin rekortmen bir 100 metre koşucusu olduğunuzu iddia ederseniz kimse bunu denemeye kalkmaz ama üstün zekalı olduğunuzu söyleyecek olursanız bunu en azından hafife alacaklardır. İnsanlar kendilerinden daha zeki olanları bir tehdit olarak dahi algılayabilirler. Beynimizin bu özelliği toplumsal hayat için ciddi bir handikap oluşturmakta ve en zekiler tarafından değil daha az zeki ama bunun farkında olmamanın verdiği özgüvenle çok daha cüretkar davranan kişiler tarafından idare edilmemize yolaçmaktadır. Toplumsal zeka seviyemizin yükselmesine paralel olarak en zekiler tarafından idare edilebileceğimiz bir zamanın geleceğini umuyorum.

Comments Closed

Comments are closed. You will not be able to post a comment in this post.