Yeni Makaleler

Gayrimenkul İşinde Yanlış İnançlar – Bölüm 2

- Yabancı markalar kurumsaldır.

Yanlış. Kurumsallık çalışanlara ve iş süreçlerine ilişkin bütün görev, yetki, sorumluluk ve performans kriterlerinin önceden belirlenmiş kurallara bağlı olması ve kişilerin keyfiliğinden çıkarılmış olması demektir. Kurumsal organizasyonlarda müşterek akılla kararlar alınır ve keyfi uygulamaların yeri yoktur. Yapılacak iş standardize edilmiştir, bilgi ve deneyim kolaylıkla kopyalanabilir. Herkes kabul edilmiş sistem ve modeller çerçevesinde faaliyet gösterir. Mesleki ve etik kurallar kesinlikle belirlidir. Bu anlamda Türkiye’de kurumsal organizasyonların varlığından söz etmek oldukça güçtür. Yabancı marka, yurtdışındaki kurumsal yapının Türkiye’de aynen kurulduğunu garanti etmez. Kurumsallık lider kadroların davranışlarıyla ölçülür. Kurumsal organizasyonlar kişilere dayalı olarak çalışmaz, ortak akla dayalı olarak çalışır. Bu anlamda kurumsallık yabancı kökenli olmaktan değil lider kadronun yönetim yaklaşımından doğar.

– Yabancı markalar teknolojiyi daha iyi kullanır.

Yanlış. Türkiye’de genel olarak teknoloji kullanımın çok geri olması gerçeğine dayalı olarak gayrimenkul sektöründe de teknoloji kullanımı yeterli seviyede değildir, yabancı markalar da bundan istisna değildir. Birçoğunun basit birer web sitesi ve üyelerinin dahi aktif kullanmadıkları birer intranet portalından daha ötede bir teknoloji kullanımı yoktur. Markalar birbirleriyle dijital olarak haberleşmez ve ortak paylaşım yapmaz. Hemen hiçbirisi etkili şekilde CRM kullanmaz, otomatik değerleme gibi işlevleri standart olarak kabul etmez, pazarlama çabalarında gayrimenkul portallarına bağımlıdır, kurumsal ve bireysel dijital pazarlama çözümlerini uygulamazlar. Danışmanların dönüşüm oranları ve performansını ölçmezler. Hatta birçok ofis maliyetlerini dahi etkinlikle ölçümlemez. Teknolojiyi faaliyetlerinin kalbine yerleştirmiş bir gayrimenkul markası henüz yoktur.

– Gayrimenkul işinde ofis önemlidir.

Yanlış. Türkiye’de halen insanların havalı ve büyük ofislere değer verdikleri doğrudur. Hatta hiç de akıllıca olmayan, lüks ve karşılığı olmayan yatırımlar yapılır ofislere. Özellikle yabancı markalar ofis yatırımlarını kendi prestijleri olarak gördüklerinden olabildiğince büyük ve lüks yatırımları zorlarlar. Ancak dünya’da gayrimenkul işi giderek dijitalleşmekte ve ofis ihtiyacı ortadan kalkmaktadır. Zorunlu hallerde paylaşımlı sanal ofisler kullanılmakta ve hatta yalnızca bir portala bağlı olarak dahi çalışan danışmanlar bulunmaktadır. Günümüzün varolan teknolojileriyle dahi bir ofise ihtiyaç yoktur aslında. Bu tamamen alışılmış kalıpların dayattığı bir maliyettir. Önümüzdeki 10 yıl içinde gayrimenkul ofislerinin tamamen ortadan kalkacağını ve bu işin dijital olarak yapılacağını bugünden söyleyebiliriz. Ülkemizde de bu tarz merkezi yapıda olmayan sanal şirketlerin kurulmaya başladığını gözlemliyoruz.

– Gayrimenkul işinde çok danışmana sahip ofisler iyidir.

Yanlış. Gayrimenkul markaları yıllardır Pareto Optimumu teoremini danışman faaliyetlerini açıklamak için kullanmakta ve danışmanların %20’sinin gelirin %80’ini sağlayacağını iddia etmektedirler. Bunun tek sebebi olabildiğince fazla danışman sağlamaktan elde edilen masa ve eğitim gelirleridir. Tabiki çok sayıda danışmandan elde edilecek iş miktarının da ofis için yeterli olacağı beklenmektedir. Diğer yandan bu şekilde çok sayıda danışmandan yaşanacak yıllık kayıplar da daha kolay karşılanabilecektir. Oysa bu düşünce verimsiz ve iş yapamayan danışmanların eğitim maliyetini ve yaratacağı huzursuzluğu gözardı etmektedir. Netice olarak markalar ofislerin başının ne kadar ağrıdığı ile ilgilenmezler. İşin ilginç tarafı gayrimenkul sektörü için yapılan hiçbir ampirik bilimsel çalışma bu teoremi kanıtlayamamıştır. İnsan kaynakları alanında bu bağıntının doğruluğuna dair hiçbir saygın bilimsel kanıt yoktur. Gayrimenkul sektöründe bunu yazan hiçbir kişi bu teoremin kanıtını ortaya koyamamıştır. Başka hiçbir sektörde İK alanında bu derece saçma bir bağıntı kabul edilmez ve genel eğilim tam tersine az sayıda kişiden en üst verimi elde edebilmektir. Gayrimenkul sektörü çok sayıda kalitesi şüpheli insanı devşirmek ve kalan sağlar bizimdir mantığı ile onların sırtından kazanılabildiği kadar para kazanmak mantığını güder, bu nedenle bireysel yetkinlik ve verim konularını göz ardı eder. Bu durum sonuç olarak eleman bulma işinde sürdürülebilirlik problemi yaratır.

– Gayrimenkul işinde maaş ödemesi olmaz.

Yanlış. Bu işte böyle bir şart yoktur. Bu yaklaşım yabancı markaların bireysel girişim bilincine sahip ülkelerde kurguladıkları ve danışmandan risksiz şekilde gelir elde yaklaşımının bir sonucudur. Böylece ofis hiçbir maliyet yapmadan eleman devşirebilir ve işi becerebilenleri elde tutarak onların gelirinin ortalama olarak yarısını alır. Karşılığında da elemanlara ofis hizmeti sunar. Bu yaklaşım kalifiye ve üst düzey becerileri olan insanların sektöre girmesine ket vurur, zira insanlar sabit maliyetlerini karşılayamamaktan korkarlar. Oysa gayrimenkul işi de tüm diğer işler gibidir ve kaliteli insan kaynağı gerektirir. Alınan personelin eğitimi ve performans ölçümü yapılırsa maaş ödemesi yapmakta da bir sakınca yoktur. Tabiki bu şekilde ofise adam doldur kalan sağlar bizimdir mantığı işleyemeyecek ve markaların gelirleri azalacaktır. Yabancı kökenli maaşsız çalışma sistemi Türk kültüründe işlemediği için alternatif modellerle, maaş ve prim karmasıyla çalışan şirketler çıkmış ve özellikle uzmanlık gerektiren alanlarda başarılı sonuçlar almışlardır. Örneğin, proje satışında çalışan ekiplerde maaş ve prim sistemi birlikte uygulanmaktadır. Gelir paylaşımı, iş modeline dayalı olarak karşılıklı çıkarlar dengelenerek belirlenir ve mutlak şartları yoktur, olmamalıdır.

– Yabancı markalar danışmanları daha iyi motive ediyor.

Yanlış. Bu tabi motivasyondan ne beklediğinizle alakalıdır. İK alanında yapılan araştırmalar çalışanları motive eden konuları; değer görme, işinde gelişebilme, işe katkı verme, öğrenme olarak sıralamaktadır. İşin ilginci gelir elde etmek ancak beşinci sırada gelmektedir. Eğer motivasyon faktörleri bunlarsa yılda bir düzenlenen şık balolar, neredeyse her akla gelen başlıkta verilen kupa ve plaketler ve artık elde yazılan sıralamaya girdiniz belgelerinin sizi ne kadar motive edeceğini bilemem. Hemen her marka bu anlamda birbirini taklit etmekte ve bunlar da tipik bir doğu toplumu yansıması olarak egosu yüksek Türk çalışanlarını bir ölçüye kadar tatmin edebilmektedir ama işin özüne baktığımızda bir kariyer inşa edebilme, iyi bir eğitim alma, öğrenme, saygı görme açılarından işe yaradıklarından şüpheliyim. Gerçek motivasyon değerlerinize uygun bir hedef belirleyerek, işi çok iyi bilen, size yol gösteren ve sürekli yanınızda size destek olan ve amacınızı paylaşan bir liderle çalışabilmekle sağlanabilir. Bu nedenle yerli veya yabancı bir markadan ziyade kendinizi tanımanız ve hedeflerinize ulaşabilmek için kimden destek aldığınız konusu motivasyon açısından daha önemlidir.

 

Comments Closed

Comments are closed. You will not be able to post a comment in this post.