Yeni Makaleler

Kendi işini yapmak nasıl bir şeydir bilir misin?

Bir yerde maaşlı çalışan kişilerin dilinde “Ah bir kendi işimizi kursak” dileğini sıklıkla duyarız. “Kendi İşini Kurmak!” kulağa çok hoş geliyor. Kurun tabi, insanın kendi kaderini eline almasının ve kendi kazancını belirlemesinin birçok olumlu yönü vardır. Ama bu sözü söyleyen insanların büyük kısmı bu dileği “Ah kimseye hesap vermeden canımızın istediği gibi takılsak” anlamında kullanıyorlar. İşte orada biraz problem var… Size kendi işinizi yapmanın ne demek olduğunu tecrübelerime göre biraz anlatmaya çalışayım izin verirseniz;

1-) Kendi işini yapan insanlar Cumartesi gelse de alemlere aksak veya Pazar gelse de evde yan gelip yayılsak benzeri dilekler tutmazlar. Zaten cumartesileri banko çalışıyorlardır. Duruma göre pazar çalışması da opsiyoneldir. Yani kendi işini yapan insanların cumartesi pazar diye bir kavramları yoktur.

2-) Öyle bu sene bayramlar birleşiyormuş uzunca tatil varmış diye de sevinmezler çünkü uzun tatil demek para kazanılamayacak uzun dönemler demektir. Bunun için kendi işini yapan insanların öyle uzun uzun işi gücü bırakıp gezdiklerini pek göremezsiniz. Her fırsatta hükümetin bayram uzatmasından haz etmezler. Kendi işini kuran pek çok kişi ilk yıllarında neredeyse hiç tatil yapmadan çalışmak zorunda kalırlar. Yeni işleri düzene oturtmak zordur. İşler düzene girdiğinde de artık tatil alışkanlıklarını kaybetmiş olurlar çoğu kez.

3-) Kendi işini kurmak maaşlı çalıştığınız dönemlerden çok daha erken kalkıp işe gitmek demektir. Sıklıkla daha uzun saatler çalışmak da demektir. Kendi işinizi kurduğunuzda sabahları öğlene kadar yatakta keyif yapacağınızı zannediyorsanız büyük hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Kendi işini yapan herkes, size kendi işinizde başkası için çalıştığınızdan çok daha fazla emek harcamanız gerektiğini söyleyecektir.

4-) Kendi işini yapanlar ofislerinin çok havalı ve manzaralı olmasını aramazlar çünkü eskiden ofisin maliyetini bir işveren karşılıyorken, kendi işinizde ofis sırtınızdaki ciddi bir maliyete dönüşecektir. Aynı durum arabanız için de geçerlidir. Eskiden işverenin verdiği arabayı beğenmezken kendi işinizi yaptığınızda bir araba almanın nasıl bir maliyet olduğunu anlar ve kiralamayı daha akıllıca bulursunuz. Çünkü araba çocuk bakmak gibi ciddi bir maliyettir.

5-) Maaşlı çalışırken müşterilerinizi pahalı restoranlara götürür ve maliyeti de şirkete yazardınız. Oysa kendi işiniz olduğunda birisini yemeğe götürecekseniz iki kere düşünür ve onun size bir şekilde dönüşü olmasını hesaplarsınız. Mümkünse en sosyetiğinden yerlere gitmezsiniz. Artık tüm yediğiniz içtiğiniz sizin masrafınızdır.

6-) Patronunuz maaşa ek yan haklar olarak önerdiğinde burun kıvırdığınız sağlık sigortası veya emeklilik sigortası gibi tüm imkanlar kendi işinizi yaptığınızda birden kıymete biner. Sigortalarınızın her kuruşu sizin için bir maliyettir.

7-) Kendi işinizi yaptığınızda o ay tek bir fatura bile kesememiş olsanız da yanınızda çalışanların maaşını ödemek zorundasınızdır. Muhasebecinize nasıl olsa fatura kesmedin ne masrafı bu diyemezsiniz. Zaten muhasebeciniz hiç yoksa kendi faturasını burnunuza dayayacaktır hemen. Hele devlete hiç diyemezsiniz çünkü devlet sizden daha kazanmadığınız paranın vergisini alma işinde çok ustadır.

8- ) İşin aslı kendi işiniz hiçbir zaman tamamen kendi işiniz değildir. İşinize devlet ortaktır ve kazandığınız tüm paranın yaklaşık 1/3’ü devlet tarafından alınır. Üstelik bu daha doğrudan vergilerin oranıdır, benzine, gaza harcamalarınızın üstünden ödediğiniz vergiler buna dahil değildir bile.

9-) Kendi işinizi yaptığınızda kerameti kendinden menkul ve hiç bir faydasını görmeyeceğiniz ticaret odası filan gibi ne kadar gereksiz mesleki kuruluş varsa peşinize düşer ve ne kazandığınıza bakmadan her ay sizden para tırtıklar.

10-) Kendi işinizi yaparken kapısına gidip de ihtiyaç duyduğunuz bir eğitimi isteyebileceğiniz bir patronunuz olmaz. Ne konuda eğitime ihtiyacınız varsa tıkır tıkır parasını ödersiniz, tabi buna zaman yaratabildiğiniz varsayımıyla… Çünkü işten kırıp eğitim molası verme güzelliği, kendi işinizi yaparken eğitim almak için işin başından ayrılma kabusuna döner.

11-) Kendi işinizi kurmak ve yapmak demek kendi kazancınızı belirlemek demektir. Yorulursanız, sıkılırsanız, bunalırsanız para kazanamazsınız. Daha fazlasını isterseniz daha çok çalışmak zorundasınızdır. Kimse size emekli ikramiyesi filan ödemez, kendinize emekli maaşı bağlamak için işinizden ciddi ödemeler yapmak zorundasınızdır. Sıkıştığınızda başvuracağınız bir yardım sandığı filan da yoktur. Ne biriktirebildiyseniz onla emekli olursunuz ve onunla yaşarsınız. Eğer SSK veya Bağkur’dan filan emekli olurum diye düşünüyorsanız kolay gelsin…

12-) Her ay sabit giderlerinize ait faturalar gayet düzenli şekilde gelir ama önünüzdeki ay ne kazanacağınız hiç belli değildir. Giderleriniz gelirlerinizi aştığında ne yapacağınızı düşünmeniz gerekir. Bankalar bile maaşlı insanlara daha rahat kredi verir, çünkü bir girişimci olarak sizin geliriniz belirsiz ve düzensizdir. Öyle işler kötü giderse bankadan kredi alır maaştan öderim gibi bir rahatlık olmadığı için finansal açık verecekseniz babanız zengin olsa iyi olur.

13-) Düzensiz bir gelirle yaşamak büyük bir disiplin gerektirir. Kazanırken biriktirmeniz, kaybederken de oradan karşılamanız gerekir. Bu sıra şaşacak olursa nasıl kurtulacağınızı bulmanız gerekecektir. Neden yeni kurulan işlerin %65’i beşinci yılı göremiyor şimdi anlamışsınızdır. Aman yeni bir iş kurarken, örneğin bir kafe açarken masrafları masa, sandalye, kiradan ibaret zannetmeyin. Yeni bir iş kurarken en az 1 yıl hiç para kazanamayacak gibi düşünmeli ve yeterli sermaye birikimiyle işe başlamalısınız. Türkiye’de işletmelerin çoğu yetersiz sermayeden dolayı batar.

14-) Her ay kime gitsem ne satsam düşüncesi beyninizde turlar durur. Hep büyümek ve ilerlemek zorundasınızdır. Yeter bu kadar burada kalalım diyemezsiniz. Siz deseniz de giderleriniz demez, devlet demez, kimse demez, çalışanlar yeter bize bu kadar maaş demez. Satabilmek için bin takla atarsınız, vade yapmak zorunda kalırsınız, bu sefer de alacaklarınızı tahsil edemezsiniz. Bağırış çağırış alacaklarınızı toplayacak cesaretiniz yoksa aman hiç kendi işinizi kurmaya heves etmeyin. Bu ülkede satmak ayrı dert, parasını almak ayrı bir derttir.

15-) Kendi işinizi kurmak demek sürekli rekabet etmek demektir, hep iyi olmak zorundasınızdır, yoksa fındık kadar fiyat farkıyla işi elinizden alırlar. İş alma stresi size her türlü sinirsel hastalık deneyimini yaşatacaktır. Kimseden iş isteyemezsiniz, siz almak zorundasınızdır. İş isterseniz zayıf olduğunuzu düşünürler ve sizi ezmeye kalkarlar. Her yeniliği izlemek zorundasınızdır aksi halde müşteriler sizden hemen sıkılır ve sizi terk eder. O müşterileri memnun etmek için her akşam bir yerlerde tabiri caizse konsomasyon yapmanız gerekir. Bir akşam da ayağımı uzatayım TV’de dizi izleyeyim diyemezsiniz. Bir patronla çalışırken ortalıkta işe ve firmaya sadakat ahkamları kesebilirsiniz ama kendi işinizi yaparken ilk anladığınız şey herkesin yalnızca kendisine sadık olduğudur.

Peki diyeceksiniz ki şimdi, o zaman neden kendi işimizi yapalım ki? Bu ne böyle her anı cehennem azabı gibi? Tüm bu bahsettiğim zorluklara karşın kendi işini yapanlar özgürdür, kendi kaderlerini ele alma cesaretini göstermişlerdir. Ödül de onlarındır ceza da, kazanç da onlarındır kayıp da… Kimseye yaranmak için taviz vermeleri gerekmez. Kimsenin ne dediğine bakmadan kendi burunlarının dikine gidebilirler. Kimse onları takdir etmiş mi performansını görmüş mü umursamazlar. Tek önemli şey kendilerinin tatmin olmasıdır. Ve tüm bu zorluklara karşı hiçbir şey kendi kaderine hakim olmanın mutluluğu ile ölçülemez. Bir gün kendi işinizi kurmayı mutlaka düşünün ama bunu gerçekçi şekilde düşünün diye yazdım tüm bunları. Kendi işinizi kurmak demek “Bodrum’a bir kafe açalım hafiften takılalım” demek değildir. Öyle olduğunu umarak yola çıkanlar o kafeleri birkaç aya devrediyorlar.

Comments Closed

Comments are closed. You will not be able to post a comment in this post.