Yeni Makaleler

Başarılı olmak başarının önündeki en büyük engeldir.

İşinizde iyi misiniz? İyi futbol oynar mısınız? İyi araba sürer misiniz? Çocuğunuz zeki mi? Dürüst bir insan mısınız? Eşiniz güzel mi?… Bu soruları artırabiliriz ama cevapları pek değişmez. Hepimizin egosu var. Tabi ki iyi bir insanız, dürüstüz, işimizde çok iyiyiz, gayet iyi araba kullanırız, çocuğumuz yaşıtlarına göre daha zeki ve eşimizde oldukça güzeldir. Eğer hepimizin cevabı buysa burası üstün yetenekli, güzel, akıllı ve becerikli insanlarla dolu bir ülke olmalı değil mi? Kafanızı pencereden çıkarıp bir bakın bakalım, öyle mi? Her insan kendini olduğundan çok daha iyi görür ama istatistik olarak bu tabi ki mümkün değildir. Hele ki egonuzu parlatacak bir takım başarıları yaşamışsanız bu daha güçlü bir egoya sahip olmanızla sonuçlanır. Artık sizden daha zeki, daha başarılı, daha becerikli kimse olmadığına inanmaya başlarsınız. Yağcılık bu nedenle ne olduğu bilindiği halde hemen hiçbirimizin direnemediği bir davranış şeklidir; yakışıklıyım, güzelim, akıllıyım, başarılıyım… Yani öyle diyorlar… Ne yani öyle değil miyim?

Artık danışmanları filan dinlemenize gerek yoktur. Ne de olsa geçen yıl yaptığınız yatırımı ikiye katlamayı başardınız. O danışman kendisi hiç bunu yapabilmiş mi? Daha ilk ayınızda satış yapmayı başardınız, neden eğitim alasınız ki? Yeni mezun bankacı kız sizin kadar ticareti bilecek değil ya? Ne de olsa siz hayat üniversitesinden mezunsunuz. Avukatınıza kalsa hiçbir iş yapmamanız lazım. O kadar adam arasında sizi mi bulacaklar cezalandırmak için? Siz onlardan daha zekisiniz. İlk projenizi sattınız ya, bu işi kim bizden daha iyi bilecek? Siz artık bir markasınız… Hiç yabancı gelmedi değil mi bunlar? Hepimiz kendimizi olduğumuzdan çok daha iyi görüyoruz. Hepimiz geçmiş başarılarımızı sorunsuzca tekrarlayabileceğimizi varsayıyoruz. Zaten iyiysek o zaman eğitim almanın veya kendimizi geliştirmenin ne gereği var değil mi? İşte beynimizde bizim gelişimimizi engelleyen düşüncelerin belki de en önemlisi budur; zaten iyiyim…

Araştırmalar gösteriyor ki bir insanın belirli bir konuda bilgi ve eğitimi ne kadar düşükse o konuda kendine güveni o kadar yüksek oluyor ve bunun sonucunda gelişim isteği de o derece düşük oluyor. Bu kendine güven çoklukla aşırı risk alma ve her şeyi yapabilirim hissiyle birleşiyor. Yani hasbelkader müzik albümünüz satmışsa artık dizilerde de oynayabilirsiniz, moda defilesine de çıkabilirsiniz… Artık 1,60 boyunda olmanızın hiçbir önemi kalmamıştır. Etrafınızdaki yüksek özgüvenli kişilere öykünürken (sizi üzmemek için doğrudan size sataşmıyorum) bu özgüvenin altyapısına hiç dikkat ettiniz mi? Çünkü ilk argümanımızın tam tersine bir konuda çok iyi eğitimi ve deneyimi olan insanların risk algısının yüksek olduğu, daha çekingen davranabildiklerini ve bu tavırların sıklıkla kendine güvensizlik ve korkaklıkla karıştırıldığını söylemeliyiz. Herkes giriyor diye bir işkoluna girerken bu yüksek özgüvenli arkadaşlar olası riskleri öngöremedikleri, bilgi ve deneyimleri olmadığı için balıklama atlarken, iyi eğitimli, bilgili ve deneyimli olanlar önce işin fizibilitesini yapmakla başlamakta, risk konularını öngörmeye çalışmakta ve getiri beklentilerinde çok daha gerçekçi davranmaktadırlar. Bunun sonucunda birçok bilgili ve deneyimli insan fırsatları kaçırmakla suçlanabilmekte ve hatta bu durum yüksek özgüvenli arkadaşlar tarafından okumuş adam beceriksizliği! olarak yaftalanabilmektedir.

Doğrudur yüksek getiri ve yüksek risk birlikte yaşarlar. Yani ilk gruptaki cesur arkadaşlardan bir kısmı gerçekten önemli başarılar elde ederler ve bu durum sıklıkla “atla ve yüzmeye başla başaracaksın!” savının kutsanmasına yol açar. Çünkü bütün kitaplar başarı hikayelerini yazmayı sever. Ama örneğin yeni açılan restoranların %65’inin ilk yılın sonunda kapandığından kimse söz etmez herkes Midpoint’in, Kırıntı’nın ayda kaç lira kaldırdığını hesaplamak peşindedir. Ne olacak canım alt tarafı bir dükkan, bir aşçı, üç beş masa, nedir ki yani restoran işi? Cem Yılmaz’ın yaptığı iş ne kadar zor olabilir ki? Ben de arkadaşlara şakalar yapıyorum, çok gülüyorlar. Adam milyon dolarlar kazanıyor. Amerikalıların meşhur sözüdür “Cehalet mutluluktur” derler, bu günlerde Facebook’ta Einstein’a ithaf edilen bir caps versiyonu var bunun “Ne güzel şey yahu bu cehalet, her haltı biliyosun…” diyor… Kendi adıma konuşursam bu gruba girmediğimin farkındayım. Yani derdim cehalet değil… Biraz okumuş yazmış olduğumdan öyle gözü kapalı her şeye atlayacak güzel bir kafaya sahip değilim ama başta anlattığım versiyondaki durumda sıklıkla bulurum kendimi. O da geçmişteki başarıların gelecekte soyunulacak işler için yeterlilik algısı oluşturmasıdır.

Genç yaşta yöneticiliğin zirvesine tırmanıp, daha otuzuna varmadan üç tane kitap yazdığınızda, hele bir de öyle Başbakan danışmanlığı gibi havalı işlere bulaştığınızda “Vah be ben neymişim” kafasına girmek çok kolaydır. Yazının başında bahsettiğim gibi; artık kimseyi dinlemenize gerek yoktur, nede olsa sizin kadar bilen kimse yok!… ve bu tavır ilerleyen yıllarda benim hayatta aldığım en önemli profesyonel eleştirilerden birisini almama yol açtı “Bir takım oyuncusu değildim”. Dinlemek, öğrenmek ve sürekli gelişmenin gerçek anlamını kişisel gelişim ve koçluk konularına el attığımda keşfettim. Herkes benim koçlukta başkalarına yardım ettiğimi düşünür, oysa koçluğun en büyük yardımı bana oldu. Aynı hatayı eğitim ve profesyonel konuşmacılığa başladığımda da yaptım. Öyle ya eğitim verdiğim konularda kitaplar yazmıştım ve çok şey biliyordum, o halde sahneye çıkıp konuşmayı da gayet iyi yapabilirdim (işte gerçek bir cahil cesareti örneği”. Oysa tanıştığım eğitmenler, dinlediğim konuşmacılar, izlediğim videolar ve okuduğum kitaplar bana hiç de zannettiğim kadar iyi olmadığımı gösterdi. Kendimi iyi olarak tanımlamak gerçekten iyi olmama engel oluyordu. Neyse ki bunu da erkenden görecek kadar gelişmeye açık bir zihnim var. Sonuçta bu beni bu işte baştan bir öğrenme ve tecrübe kazanma sürecine soktu. Bugün açıklıkla söyleyebilirim ki kesinlikle yaptığım işte en iyi değilim. Bir gün olur muyum bilmiyorum ama şu kadarını biliyorum iyi olmak için sürekli olarak çabalamaya devam edeceğim. Geçmişteki başarılarınızın sizde “ben iyiyim” düşüncesini uyandırmasına asla izin vermeyin, bu düşünce bizatihi ilerlemenizin önündeki en büyük engel olacaktır. Gelişmenin anahtarı baştan yetersiz olabileceğinizi kabul etmektir. Bundan daha kötüsü ise zaten hiçbir yeterliliğiniz olmadığı halde kendinizi çok iyi olarak görmektir ama üzülmeyin bu durumu hiçbir zaman fark etmeyeceksiniz!

Comments Closed

Comments are closed. You will not be able to post a comment in this post.