Yeni Makaleler

ÇOCUĞUNUZ NASIL BİR KAZANAN OLUR?

- İlkokula giderken biz yürüyerek gider gelirdik, öyle öğrenci servisi filan yoktu, herkes mahallesindeki okula giderdi, dolayısıyla çocuklar küçük yaşta kendi kendilerine bir yere gidip gelmeyi öğrenirdi. Bu nedenle annelerimiz bizi bakkala filan alış verişe gönül rahatlığı ile gönderirdi.
– Ödevlerimizi kendimiz yapardık, ben annemin veya babamın bana ödevlerimde yardım ettiğini veya beni bir konuda çalıştırmak zorunda kaldıklarını hatırlamıyorum, hele onların ödev filan yapması düşünülemezdi bile, her çocuk kendi sorumluluğunu üstlenmeyi küçük yaşta öğrenirdi.
– Öğretmenlerimiz ne derse onu yapardık, çocuklara disiplin öğretilirdi, öğretmenlere karşı gelmek şımarıklık yapmak düşünülemezdi, zaten öğretmenler de bilgili ve saygı uyandıran kişilerdi. Bugün bile temel bilgilerimin çoğu ilkokuldan gelir. Bugünle karşılaştırılamayacak derecede eğitim kalitesi yüksekti, en önemlisi bize öğrenmeyi öğretirlerdi, ben araştırmayı, okumayı, sorgulamayı ilkokulda öğrendim.
– Gerektiği zaman evde yalnız kalmayı bilirdik, öyle özel bakıcı filan yoktu, yalnız kalan çocuklar evde nasıl vakit geçireceklerini bilirdi.
– Çocukken ailemizden belli miktarda harçlık alırdık, öyle abur cubur yemek için değil zaten bizim zamanımızda öyle hamburger veya kola gibi zararlı şeyler bilinmezdi. Ben ilk kez hamburger yediğimde lise sondaydım. Bütün harçlığımla kitap alırdım ve neredeyse her iki günde bir kitap bitirirdim. Her hafta pazar dönüşü takip ettiğim dergilerin ve kitap serilerinin alınması rutinimizdi.
– Herkes aynı kara önlüğü giyerdi, marka filan bilmezdik, zengin ve fakir aynı okula gider ve eşit muamele görürdü, kimse maddi varlığını sergileme ve bunla hava atmak gibi bir tavıra girmezdi. Hiçbir aksesuar bilmezdik, ilk kez markalı bir spor ayakkabım olduğunda orta okuldaydım, zaten ülkede de spor ayakkabı ve kot pantolon filan bulunmazdı, dolayısıyla kimse bunların yokluğundan gocunmazdı.
– Ortaokula giderken de durum aynıydı, mevsimine göre giyinir okula kendi başımıza giderdik. Eğitim kalitesi çok iyiydi, bize İngilizce öğreten hoca İngiltere’de okumuştu, bugünkü ingilizce sevgimi o günlere borçluyum.
– Ortaokulda da herkes üniforma giyerdi bu nedenle maddi farklılıkları pek algılayamazdık. Defterlerimizi kitaplarımızı kaplardık eskimesin diye. Bugünün şımarık öğrencileri gibi sınıf geçince kitapları atmaz veya yakmaz, arkadan gelenlere verirdik.
– Lisede okula toplu taşıma ile gidilirdi, yani otobüsle. Öyle özel araba veya ailenin sizi okula bırakması filan gibi şeyler bilinmezdi. Herkes üniforma giyerdi, erkekler takım elbise, kızlar forma… haytalık yapmak, okuldan kaçmak, sinemaya veya gündüz diskosuna gitmek gibi haşarılıklar düşünülemezdi, gece eğlencesinden zaten bahsetmiyorum bile. Herkes hayatını kurtarmak için kendisine bir eğitim şansı sunulduğunu düşünülür ve hayatını belirleyecek sınav olan üniversite sınavına hazırlanmak en büyük hedef olarak konurdu.
– Üniversite hazırlık kursları vardı ama pahalıydı, ben de lise 2 de bir dönem gidebildim ama sonrasında bıraktım ve lise son sınıfta sınava kendim evde çalıştım. Hergün 2-3 saat çalışır ve problem çözerdim, özel hocam yoktu, kurs yoktu, okulda sınava özel hazırlık yoktu. Herkes başarılı olmak için paşa paşa çalışmak zorundaydı, öyle özel üniversite gibi bir alternatifimiz yoktu. Hazırlık kitaplarımı gittim kitapçıdan kendim aldım, her ay test dergileri vardı, hevesle onlardaki deneme sınavlarını yapmayı beklerdim.
– Üniversite sınavına kendi başıma gittim, hatta bir gün önce de gittim sınav yerini öğrenmek için… ailem götürmedi, öyle okunmuş pirinç veya bahçede dua etmek filan yoktu. Sabah kahvaltımı ettim ve otobüsle sınav yerine gittim.
– Sınavı ilk %4’e girerek kazandım, ilk tercihim değildi ama sonradan sevdim Siyasal’ı. Bana ülke sorunlarıyla ilgilenmeyi öğretti. Üniversite kaydına kendim İstanbul’dan Ankara’ya otobüsle gittim, sıraya girdim ve kaydımı yaptırdım. Kayıt sırasında en iyi dostlarımdan birisi olan Tayfun ile tanıştım, abisi ile kayda gelmişti. Sonraki 30 yıl boyunca bu nedenle onunla dalga geçmeyi sürdürdüm ama işin şakası üniversite kaydı, yurt kaydı, okula başlama yani her şeyle ben tek başıma İlgilendim, zaten ailem gelsin yapsın düşüncesi de hiç aklıma gelmedi açıkçası.
– Üniversitede İngilizcemi orta seviyeden tercüme yapabilecek seviyeye çıkardım, dil kursuna gitmeden kendim çalışarak… sürekli İngilizce kitaplar okur, hergün kelime ezberlerdim. Eğitim kitaplarını paragraf paragraf Türkçeden İngilizceye çevirmeye çalışırdım. Hala TV’de dizileri İngilizce izlerim ve kitapları tercihan İngilizce okurum. Bu takıntı bana üniversite yıllarımdan kaldı. Üniversite sonrası ne kadar İlerlediğimi Merkez Bankası dil mülakatına girdiğimde ilk kez fark etmiştim. Bir yığın ODTÜ filan mezunu aday varken dil mülakatını kendi başına dil öğrenen ve bir de günlük dilde konuşabilen bir kişi olarak geçmeyi başarmıştım. Üstelik yurtdışına bir kez bile çıkmadan.
– Üniversite bitince bir kariyer inşa edebilmek için sınava girmem gerekiyordu. Siyasalda bizi böyle yetiştirmişlerdi zira. Okul bitti ve ben Ankara’da kalarak günde 8-10 saatlik bir çalışma temposuyla 3 ay kadar sınavlara çalıştım. Öyle bugünki gibi meslek sınavları hazırlık kursu filan yoktu. Merkez Bankası sonrası ikinci girdiğim sınav maliye müfettişliği idi ve kağıtlarımı verirken gözetmen “Bu sınavı olmasa bile sonrakini kesin kazanırsın” demişti. Gerçekten de öyle oldu. Bir sonraki sınav SPK idi ve yaklaşık 3.000 aday arasından ilk 12’ye girmeyi başardım. Mülakat için evlerimize gelirlerdi, hala öğrenci evini tek başına temizlediğimi, pastaneden ikramlık poğaça kek aldığımı ve olan tek ceketimi kravatımı giyerek hazırlandığımı dün gibi hatırlıyorum,
– Hayatım hep böyle devam etti, kendi kendime idare etmek bir alışkanlık oldu bende. Yalnızca ben değil o dönemde yetişen çoğu kişi böyleydi zaten. Dolayısıyla şartlar nedeniyle kimseyi suçlamak hiç aklıma gelmedi, yalnızca çalışmayı bilirdim, istediğime ulaşana kadar çalışmayı… Evlendiğimde de tüm masraflarımı kendim yaptım, evimi düzdüm, düğünümü yaptım.
– İlk kez 28 yaşında genel müdür olmamı sağlayan o dönemin efsane bankacısı Erol Aksoy için 3 gün uyumadan hazırladığım bir rapordu. O da bana madem o kadar biliyorsun gel sen yönet bu şirketi dedi. İlerleyen yıllarda Doğuş grubundayken, üniversitede kendi kendime öğrendiğim İngilizce ile dünyanın 1 numaralı şirketi GE ile çalışma fırsatı buldum.
– İstediğim işi alabilmek için de hep kendim uğraştım, yalnızca SPK gibi sınava girerek değil, örneğin Ali Ağaoğlu’nu hiç tanımıyordum ama kendisinden randevu istedim ve ben sizinle çalışmak istİyorum dedim. O da bir hafta sonra bana şirketinin CMO pozisyonunu önerdi. O tarihte CMO yaklaşık 1 milyar dolarlık bir satış değeri içeren portföyün satışından sorumluydu. Ben işe başladığımda bir hafta kadar kimseyle görüşmeden ve bir şey yapmadan bir sürü pazarlama kitabını okudum. Sonrasında ilk satış kampanyasında 3 haftada 1900 konut satan ve rekor kıran kampanyayı yönettik ve Capital dergisi beni en etkili 25 CMO arasında gösterdi, oysa o tarihe kadar hiç 360 derece kampanya yönetmemiştim ve bu bir ilkti.
– Sonrasında bu başarıyı Ağaoğlu’na bağladılar diye bu içime dert oldu. Zaten Ali beyle de pek anlaşamıyorduk ve Ağaoğlu’ndan ayrılıp dört gün içinde bir sonraki durağım Ukra İnşaat ‘da CEO görevini üstlendim. Orda da yıllık ciroyu üçe katlayarak şirketi en bilinir 5 marka arasına soktuk. Nasıl finansal kampanya yapılır deneyimimi de burada pekiştirdim ve bir yılda 1500 civarında konut sattık. Nasıl reklam yapılır, nasıl finans yönetilir bunların hepsini okuyarak kendi kendime öğrendim. Polat Alemdar’lı reklamlar hala hatırlanıyor.
– Yaptığım tüm işler daha önce hiç yapmadığım işlerdi, zaten tekrarladıkları anda da bıraktım ve kariyerimi değiştirdim hemen. Hayatım boyunca aynı şeyi sürekli yapmamaya çalıştım.
– Eğitmenlik de hiç yapmadığım bir şeydi, kendi şirketimizi kurarken ve işe başlarken hiç müşterim yoktu, hatta şirketin sermayesini bile o sırada danışmanlık yaptığım bir şirketten aldım. Bugün 18.000 den fazla kişiye 350 den fazla ders vermiş durumdayım, 88 farklı şirketle çalışmışım. İngiliz ve Hollandalı partner şirketlerle müşterek eğitimler düzenledim ve bu konuda da hiç tecrübem yoktu ama sonunda Google, Red Bull, Heidelberg gibi dünya şirketleriyle çalışabilir seviyeye geldim. Söylemeye gerek yok sanırım ama eğitimle ilgili her şeyi de kendim öğrendim, ne birinin çıraklığını yaptım ne de başka bir yerde çalıştım. Bu arada ilk yazdığım satış kitabı da 8 yıl ardı ardına çok satanlar arasına girdi, peşinden 8 kitap daha yazdım.
Niye yazdım bunları? Çocuklarınızı eğitirken bunları bir düşünün diye yazdım. Onları sevmeniz demek sürekli ellerinden tutmanız ve yanlarında olmanız demek değildir. Bu şekilde özgür, yeterli ve başarılı olamazlar. İş hayatımda önüme mülakata babasıyla gelen veya kendisine önerilen pozisyonu ailesine sormak isteyen gençlerle karşılaştım. Bırakın çocuklarınızı tek başlarına mücadele etsinler, öğrenmeyi öğrensinler, çalışmayı öğrensinler. Sakın onların ödevlerini siz yapmayın, hatta onları çalıştırmayın bile. Her istediklerini almayın, onlara hedefler koyun ve ancak ona ulaşırlarsa ödüllendirin. Şımartmayın çocuklarınızı disiplini öğrensinler. Hayatta her zaman birisi yardım edemez onlara, bunun için tek başlarına ayakta kalmayı öğretin. Otobüse binsin, kalabalıkta çalışsın, yokluk çeksin. Ben üniversite yurdunda 50 kişilik yatakhanede yatar ve 120 kişilik etüd salonunda herkesle birlikte ders çalışırdım, bunun için kendimizi şanslı sayardık. Şikayet etmesine izin vermeyin, mücadeleye yönlendirin ve düştüğünde bırakın kendisi kalksın yerden. Her istediğini elde edemesin, hayal kırıklığını öğrensin, başarısızlığı tatsın, hayatı ancak böyle öğrenebilir çünkü. Son yıllarda her şeyi bildiğini zanneden internetten eğitimli kuruntulu ebeveynlerin çocuklarını özgür yetiştirme adına çocuklarına disiplini öğretemediklerini ve onları sevdikleri gerekçesiyle çocukların her istediğini yapmaya çalıştıklarını izliyorum. Bu çocuklar iş hayatına girdiklerinde ve sudan çıkmış balık gibi oluyorlar. Bu şekilde garanti veririm çocuğunuza yardım etmiş olmuyorsunuz. Hayat onları sizin gibi şımartmaz, elin oğlu ona acımaz. Çocuğunuza gerçekten yardım etmek istiyorsanız onun tek başına hayatta kalabilmesi ve başarılı olabilmesi için uygun şartları oluşturmalısınız. Zengin olsanız dahi asla ona karşılıksız para vermeyin, harçlığını kazanmak için dahi sizin için bir şeyler yapmasını isteyin. Gençken sakın ona araba filan almayın. Aile işiniz varsa bile çalışmaya sizin yanınızda başlamasın, önce kendisini başka işlerde kanıtlayıp sonra aile işine girsin. Evini arabasını kendi alsın. Özetle asla hazıra konamasın ve her şeyi bileğinin hakkıyla kazansın. Beni hayata hazırlayan şartlardan hiç şikayet etmedim, yenilgilerimden de galibiyetlerimden de çok mutluyum. Kendi kendime düşüneceğime yazayım dedim, belki birilerine faydam olur.

Comments Closed

Comments are closed. You will not be able to post a comment in this post.