Yeni Makaleler

RAKAMLAR YALAN SÖYLEMEZ SLOGANI BİR ŞEHİR EFSANESİ Mİ?

Rakamlar yalan söylemez sloganı acaba bir şehir efsanesi mi? Rasyonel düşünceyi yüceltmek için kullandığımız bu sloganı acaba doğru yorumluyor muyuz? Size neden bu soruyu sorduğumu açıklayabilecek bir olayı anlatmak istiyorum. İkinci dünya savaşı sırasında üslerine vurularak hasarlanmış şekilde dönen uçakların çokluğu ve bunlardan daha uzun süre faydalanmak maksadıyla uçakların kritik bölgelerinin zırhla kaplanması önerisi getirilmişti. Bu konuyla ilgili görevlendirilen ekip yaptığı analiz sonucunda uçakların en çok yara alan bölgelerini tespit ederek zırhlama işleminin yönlendirilebileceğini düşünmüştü, zira uçağı ağırlaştıracağı için tüm uçağın zırhla kaplanması mümkün değildi. Ancak ekipten bir bilim adamı önerilen yaklaşıma karşı çıkmıştı. Onun fikrince, üsse dönebilen uçaklar kritik olmayan bölgelerinden yaralanmış uçaklardı. Motorlar gibi çok daha kritik noktalardan vurulan uçaklar zaten üsse ulaşamamıştı, bu yüzden de zırhlanması önerilen bölgeler en çok yaralanan değil tam tersine en az yara alan kısımlar olmalıydı. Gerçekten de bu yaklaşım eldeki verilerden hızlıca ve kestirmeden bir sonuca varma eğilimimizin en güzel örneklerinden birisiydi. Görünüşe göre bilim adamları dahi bu çok yaygın bilişsel yanılgıya kapılmış ve verileri yanlış yorumlayarak tamamen etkisiz kalabilecek bir öneriye bağlanmışlardı.

Buna benzer bir olayda İsrail hava kuvvetleri pilotlarının uçuş analizleri konusunda yaşanmıştı. Psikolojide pozitif ve negatif motivasyon konularını bilirsiniz, yani kişi iyi bir sonuç elde ettiğinde veya etmesi için onu takdir etmek, cesaretlendirmek ve ödüllendirmek yaklaşımı ile bunun tam tersi olan yetersiz sonuçlar elde eden kişilerin cezalandırılması ve tenkit edilmesi yaklaşımları… Uçuşlarında yüksek başarı puanı alan pilotlar pozitif motivasyon uygulamaları ile kutlanmış ama bu pilotlar bir sonraki uçuşlarında daha düşük performans sergilemişlerdi. Buna karşın uçuşlarında düşük puan aldığı için azarlanan ve tenkit edilen pilotlar takip eden uçuşlarında daha başarılı olmuşlardı. Bu sonuçlar negatif motivasyonun yıkıcı, pozitif motivasyonun yapıcı olduğuna ilişkin inancımıza aykırı gibi gözüküyordu ve yönetim bilimi dünyasında çok ses getirmişti. Oysa burada yine verilerin yanlış yorumlanmasından ibaret bir durum vardı. Size şöyle anlatmaya çalışayım; diyelim ki ilk pilotumuz uçuşunda 80 puan gibi yüksek bir başarı puanı sağlıyor ve takdir ediliyor. Bu pilotun bir sonraki uçuşunda aynı başarıyı veya daha fazlasını elde etme olasılığı %20 iken ilk uçuşundan daha kötü bir puan elde etme olasılığı ise %80’dir. İlk uçuşundan 40 puan alan kötü pilotu azarladığımızda bu pilotun bir sonraki uçuşunda aynı başarısızlığı sağlama olasılığı %40 iken ikinci uçuşunun ilkinden daha iyi olma olasılığı %60’dır. Gördüğünüz gibi başarılı pilotların bir sonraki uçuşta performansının azalması olasılık teorisi çerçevesinde son derece normaldir. Tıpkı kötü uçan pilotun bir sonraki uçuşunun daha iyi olmasının daha muhtemel olması gibi. Bu örnekte de verilerin yanlış yorumlanması ve olasılık teorisinin anlaşılamaması nedeniyle sanki psikolojinin en yaygın söylemlerinden birisi tamamen yanlışmış gibi çok hatalı bir sonuca varılabilmiştir.

Kestirme yargılara varılırken olasılık teorisinin tam olarak anlaşılamaması en yaygın bilişsel yanılgılarımızdan birisidir. Yazı tura atma durumunda herkes seçtiği tarafın gelme olasılığının %50 olduğunu bilir değil mi? Oysa bu genel bilgi bizi en çok yanıltan durumlara zemin hazırlar. Aşağıda size 3 ayrı seri halinde yazı tura atış sonuçları verdim, sizce hangi serinin gelme olasılığı daha yüksektir?

a) Y Y T Y T Y Y T Y T
b) Y Y Y Y Y T T T T T
c) Y Y Y Y Y Y Y Y Y Y

Zihniniz hemen yazı tura olasılığı konusundaki şablon bilgisine güvendi ve A serisinin gerçekleşme olasılığını daha yüksek gördü değil mi? Buna karşın C serisini pek mümkün görmediniz. Oysa her bir para atışının olasılığı diğer atışlardan bağımsızdır. Dolayısıyla her 3 seri de eşit derecede olasıdır. Bu para atışlarını yüzlerce kez tekrarlarsanız ancak o zaman %50 rakamına yaklaşırsınız ama bu art arda 10 atışta yazı gelemeyeceğini göstermez. Bağımsız atışlar durumunu dikkate almadığımız için olası senaryoları tamamen yanlış yorumluyoruz. Ben üşenmedim ve 100 atışlık bir seri yaptım. Sonuçta 100 atışta 63 kere tura geldi ve bu seri içinde 8 kez üst üste tura geldiği oldu. Ama zihnimiz %50 bilgisine takılı kaldığı için verilen serilerde 10 kere üst üste yazı gelebileceği olasılığını inandırıcı görmüyor, bu nedenle mevcut verileri yanlış yorumluyoruz.

Tüm bu örnekler bize gösteriyor ki önümüzde rakamlar apaçık olsa da bu verilere bakarak tamamen yanlış bir yargıya varmamız mümkün. Yani rakamlar yalan söylemez ifadesi doğru olabilir ama ancak verileri rasyonel şekilde yorumlama becerisine sahipsek. Oysa verilerden olabilecek an basit sonuca varmaya çalışmak çok yaygın bir bilişsel yanılgıdır. Bu nedenle yalnızca rakamlara bakmamız yetmez, rakamların gösterdiğini düşündüğümüz sonucu her açıdan mantık süzgecinden geçirmemiz gerekir. Her zaman hikayeler sizi yanıltır, siz rakamlara bakarak karar verin derim. Bu karar verme metodolojisinin başparmak kurallarından birisidir ama gördüğünüz gibi bu da yeterli değildir. Rakamlara bakarak karar vermeye çalıştığınız durumlarda dahi varolan inançlarınız, bilgileriniz ve zihinsel kestirmeler sizi tamamen yanlış sonuçlara sürükleyebilir. Bu nedenle verilere dayalı olsa da vardığınız sonuçları derinlemesine ve çok boyutlu şekilde değerlendirmelisiniz.

Comments Closed

Comments are closed. You will not be able to post a comment in this post.